Veda etmeyi sevmeyen ülke…
Saatlerce ayakta durmuş, erkekler kahvesinin önünde oturan ve kendini arkadaşları ile kâğıt oynamaya iyice kaptırmış olan yaşlı adamın beyaz entarisi, kafasındaki fes ve kulağına iliştirdiği karanfilden gözlerimi bir türlü alamıyordum. Tunus benim için o adamın benzersiz içten gülümsemesine eşlik eden pembe karanfil gibiydi. Hiç beklenmedik, şaşırtıcı, estetik, büyüleyici ve farklı. Bu ülkenin daha önce alışılmadık deneyimlerin kapısını aralayacağını, ayak bastığım ilk andan itibaren anlamıştım.

Yaklaşık iki saat süren uçak yolculuğu boyunca bu kadar kısa sürede ülke, kültür ve coğrafya değiştirebiliyor olmak düşüncesinin beni sevindirdiğini fark ettim. Kalkışta hem Arapça hem Fransızca olarak kaç bin fite çıkacağımız, yolculuğun kaç saat sürecek olduğu, oksijen maskelerinin önce çocuklara sonra kendimize nasıl takılacağı ve can yeleklerinin şişmesi için hangi iplerin çekileceği gösterilip uzun uzun anlatılmış (bir kere de gerçekten ipi çekip şişirseler) ama kimse inişe geçtiğimizi anons etmemişti. Kemerler açık, koltuk arkaya doğru yatık, yarı uykulu bir şekilde ağzımdan damlamaya başlamış olan salya damlalarını yeni fark ettiğim de, yolcuların büyük çoğunluğu çoktan bagajlarını toplamaya gitmişti bile…
Havaalanında bizi karşılayan ve otelimize bırakacak olan araba şoförü bizi sıcak bir şekilde karşıladıktan sonra otelimize kadar geçirmiş, sonra aniden yok olmuştu.Tek görebildiğimiz arabasının tekerleklerinden uçuşan tozlardı. Ne bir ‘güle güle’ ne de dönüş günü kaçta buluşacağımız konuşuldu. İşte o zaman anladım Tunus ‘hoş geldin’ demeyi seven ama ‘veda’ etmekten hoşlanmayan bir ülkeydi. Bu gizemin nedenini seyahatin sonunda öğrenecektim…
Otelimizin yer aldığı Hammamet bölgesi, yan yana lüks otellerin ve tatil köylerinin yan yana dizildiği bir sahil kasabası. Günün ve yolculuğun yorgunluğunu sahildeki şenzlonklarda uzanıp, rengi beyaza çalan kumların mavisine ayrı bir ton kattığı denizinde yüzerek attıktan sonra odamıza çekilip derin bir uyku çekiyoruz.
Ertesi gün uyandığımızda başkent Tunis’in ünlü Medina’sına yani pazarına gidiyoruz.
Açık havada yan yana sıralanmış satıcılar birbirinden renkli ve Tunus’a has eşya ve aksesuarları satmak için erkenden pazardaki yerlerini almışlar. Halılar, fesli bebekler, allı pullu çarıklar, ve rengarenk berberi elbiseleri… Ancak diğer Kuzey Afrika ülkelerinden farklı olarak gözümüze çarpan en güzel nesnelerden biri bombeli şirin kuş kafesleri… Nitekim Gülden bir tane satın alıyor. Ama bence satış yaparak para kazanmak dışında satıcıların aslında orada bulunmaları için bir amaç daha var. Sabrınızın sınırlarını ölçmek… Nedendir bilinmez Tunus’ta tüm satıcıların en merak ettiği şey hangi memleketten olduğunuz. Ve şimdiden uyaralım. Bu merak öyle kolay kolay bitip tükenecek türden değil. Nereden geldiğinizi bulmak için Birleşmiş Milletlerin resmen tanıdığı 192 ülkeyi sıralamaya hazırlar…
“Nereden geldiniz? İngiltere? Amerikalı? Fransız? Polonyalı? Macar? Alman? İspanyol?”
Garip bir şekilde güler yüzü eksik olmayan satıcıların bulunduğu standın önünden yürüyüp geçmek yeterli olmuyor, çünkü sizden bir cevap alana kadar takip edebiliyorlar “Hollandalı? Avusturyalı? İtalyan?” Çözüm olarak onların dilini konuşmadığınız için anlamadığınızı ifade eden hareketler ve mimikler yapmayı bir çözüm yolu olarak düşünebilirsiniz ama nafile… “Portekizli? Belçikalı? Rus?” Bir anda sorgu altındaki şüpheliler gibi çözülüyoruz.
“Türküz” Ama kurtulduk ve Medina’da artık rahat rahat yürüyebileceğim diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü esas olay bundan sonra başlıyor. Tunis medinasında herkes, her dilden birkaç kelime biliyor ve başlıyorlar sizinle bu kelimeleri söylemeye... Gülden’in rahat yürümek için bulduğu çözüm olan “Japonum” cevabı da çözüm getirmiyor. Satıcılardan biri “anata gata wa nan deska?’ deyiveriyor. (Türkçe meali: ‘adın nedir?’) Gülümsüyor ve eşe dosta birkaç parça eşya aldıktan sonra Medina’yı geride bırakmaya karar veriyoruz. Yine de Medina’yı ziyaret etmek Tunus’ta yapmak gerekenler listesinin başlarında geliyor çünkü alışverişin yanı sıra, otantik bir havaya sahip dar sokakları ile eski zamanların Tunis’ini andıran pazarda eşsiz fotoğraflar çekebilmek mümkün…
Kuzey Afrika ülkeleri arasında temizliği, Türkiye’dekinden çok daha az sayıdaki başı örtülü kadınları, kalabalık olmayan sokakları, sakinleştirici doğası ve medeniyeti ile insanı büyüleyen Tunus’un olmazsa olmazları arasında yer alan iki bölge Kartaca ve Sidi Bou Said kasabası.
Yunan Medeniyetinin en büyük tehditlerinden biri olan Kartaca’lılar bölgeye İsa’dan önce 814 yılında yerleşmiş ancak İsa’dan önce 146 yılında Romalılar tarafından yenilgiye uğratılmışlar. Romalılar, yıllarca savaştıkları Kartaca’yı yerle bir etmişler. Bugünlerde Romalıların yıktığı bu medeniyetten geri kalan az sayıdaki kalıntıları ziyaret edebilmek mümkün.

Klasik Akdeniz mimarisini taşıyan, beyaza boyanmış, mavi pencere ve pancurlu, büyüleyici zengin evlerinin arasından ulaşılan bu kalıntılardan en ilginç olanı Kartal yuvasını andıran bir tepede yer alan Byrsa Hill kalıntıları. Çam ağaçları ile örülmüş, tatlı ve serinletici bir rüzgarın estiği ve kuş seslerinin tepenin sessizliğini masalsı bir şekilde bozduğu Byrsa Hill’de, asırlık tarihi kolonlar ve taşlar, denizin eteklerindeki modern Akdeniz evleri ile ağızda hoş bir tad bırakan bir tezat oluşturuyor. Tepede yer alan Katedralin hemen bitişiğindeki Ulusal Müzede yer alan ve bölgeden çıkarılmış olan mozaikler ise insanı birkaç binyıl öncesinin Kartaca’sına götürmeye yetiyor da artıyor bile…
Sidi Bou Said, kafeleri, muhteşem deniz manzarası, Arnavut kaldırımını andıran sokakları ve evlerin ilginç Akdeniz mimarisi ile adeta makyaja ihtiyacı olmayan, doğal güzelliğinin farkında orta yaşlarında çekici bir kadını andırıyor. Bu ufak kasabanın diğerlerinden ayıran en önemli özelliği ise kapılarının orijinalliği ve güzelliği…
Bugüne kadar fotoğraf çekerken içinde mutlaka bir insanın yer alması üzerinde duran ve cansız objeleri çekmekten çoğu zaman nefret eden ben, her güzel ve renkli bir kapı görüşümde (yani iki saniyede bir) taksiyi durdurup resmini çekiyorum.
Gülden “Tunus gerçektende ilginç bir yer. En yakın çocukluk arkadaşım kapı çekiyor, Benim yanımda boyumdan büyük ve uçakta nereye sığdıracağımı bilemediğim dev bir kuş kafesi var, ve yaz ortasında olmamıza rağmen yağmur yağıyor ve anorak giyiniyoruz.” Birbirimize bakıyoruz. Gerçekten de Tunus’a seyahat etmenin belki de en güzel yanı, daha önce yapmayacağınızı düşündüğünüz tecrübelerin kapısını aralaması…
Sidi Bou Said kasabası, yeterince uslu durduğunu düşündüğü torununu şekerle ödüllendiren müşfik bir dede gibi. Azmedip, kasabanın bittiği yere kadar yürüdükten sonra bu kasaba sizi muhteşem bir deniz manzarasının kenarına oturtulmuş otantik bir kafeyle ödüllendiriyor. Beyaz kerpiç üzerine rengârenk kilimlerle döşenmiş, serin bir meltem esintisinin yalayıp geçtiği kafenin duvarlarına yaslanıp, bir yandan manzaranın tadını çıkarırken diğer yandan Tunus’luların bol şekerli naneli çaylarından içmek mümkün. Yan masalarda size eşlik eden Tunusluların cana yakın sohbetlerinin ise üzerine yok. Bu ülkede tanışacağınız herkes size yaşadıkları memleket hakkında bahsetmeye ve her sorunuzu cevaplamaya hazır, üstelik Akdeniz’in yöre insanlarına sağladığı sempatiklikte cabası…
Tunus’un kuzeyinde yapılması gereken en önemli aktivitelerden bir diğeri ise bölgeye özgün şarap bağlarını ziyaret edip şarap tatmak… Bölge şarapları, özellikle de El-Haouaria kasabasında üretilenler gerçekten de enfes…Bu ufak kasabaya Haziran ortasında yapılacak bir ziyaretleyse bir taşla iki kuş vurabilme mümkün çünkü bu dönemde Şahin yetiştiriciliğinin gelişmiş olduğu bölgede sırf bu amaçla bir festival düzenleniyor. Bugüne kadar güç ile özdeşleşmiş bu yırtıcı kuşu elinde tutmak isteyenleri eşsiz bir deneyim bekliyor…
Tunus’un farklılığı ve çeşitliliğinden etkilenmemek mümkün değil. Şimdi insanlarının veda etmeyi neden sevmediklerini daha iyi anlıyorum. Belki de bu topraklardan ayrılacağımız zaman gözlerimizde yer alan hüznü hissedebiliyorlar. Kimbilir…
TUNUS’A NASIL GİDİLİR.
Tunus’a Cafe Tur’un organize ettiği turlarla gitmek mümkün olduğu gibi kendi gezi planınızı kendinizde hazırlayabilirsiniz. Tunus Havayolları’nın fiyatları oldukça uygun, üstelik vize almak gerekmiyor.
Tunus Havayolları: 212 241 70 96
Cafe Tur: 212 244 44 22
NEREDE KALINIR:
4 yıldızlı Marco Polo oteli kalmak için en iyi seçeneklerden biri. Yardımsever çalışanlar bir yana, sahili güzel, üstelik odalarda bakımlı ve konforlu.
GÜNLÜK GEZİLER:
Otelinizden her gün civar bölgelere günlük turlar düzenleniyor. İlginç bir şekilde 20-30 kişilik bir kalabalığın oluşturduğu bu otobüs turları ile iki kişi özel bir araba tutup benzer bir turu yapmanız aşağı yukarı aynı fiyata geliyor. Bağımsız gezmeyi tercih edenler genç rehber Kamel’i arayabilirler. Kamel hem çok iyi İngilizce ve Almanca biliyor…
Tel: 98 294 337
NEREDE YENİR:
Fas’ın aksine Tunus’ta çok fazla yemek seçeneği beklememek gerekiyor. Safranlı yemekleri seviyorsanız yaşadınız! Ben ise kuskus’a dadandım. Kuskus severler Restoran Sidi Abdelkader’i deneyebilirler.
ALIŞVERİŞ:
Hammamet’te kale içinde yer alan hediyelik eşya pazarı olsun, Tunis’teki medina olsun, Bu ülkedeki bütün pazarlarda aşağı yukarı aynı şeyler satılıyor. Ancak turistlere ilk söylenen rakamlar uçuk olabiliyor.
Çok beğendiğim bir berberi elbisesinin fiyatını sorduğumda, satıcı bana “60 Dinar” dedi. (Bu arada 1 Tunus dinarı aşağı yukarı 1 Amerikan doları ediyor)
Şeytan dürtmüş olsa gerek “Olmaz, 10 dinar veririm” dedim. Satıcı bir anda “15 dinar” dedi. Bu ani fiyat düşmesi sonrası ufak çaplı bir şok geçirmiş olsam da “10 dinar” diye ısrar ettim. Genç satıcı “tamam” dedikten sonra elbiseyi bir torbaya koyup bana uzattı. Uzun lafın kısası, pazarlıkta çetin olun. İlk söylenen fiyatın yarı fiyatını bile çekseniz kazıklanmış oluyorsunuz. Ancak Türk olduğunuzu mutlaka belirtin. Tunus’lu satıcıların Türklere çok büyük sempatisi var, ve bu durum fiyatları daha da aşağı çekmelerine neden olabiliyor…