BEYAZ ATLI KARA PRENSİ BULMA ŞANSININ EN YÜKSEK OLDUĞU ÜLKE: SWAZİLAND. (Fotoğraflar için Coşkun Aral'a teşekkür ederiz)
Bir düşünün. Bir prensle evlenme şansınız ne kadar? Milyonda bir mi? Hadi biraz daha iyimser düşünelim, yüz binde bir mi? Bu ihtimalin bir istatistiği hesaplanmış mıdır?
Türkiye’de yaşayan bekar bir genç kız için yüzde veremem ama , Swaziland ülkesinde, yüzyıllardır devam eden bir gelenek sayesinde bu olasılık net olarak 30,000’de bir.
“Peki nasıl?” diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum ama anlatmak için taa en başa, yani Swaziland havaalanına bastığım ilk güne dönmem gerekiyor.
Güney Afrika’nın Johannesburg kentinden kalkan British Airways’e ait küçük, pır pır’lı, bol türbülanslı ve yaklaşık kırk beş dakika süren bir uçakla yapılan yolculuğun ardından, bugüne kadar adını en az duyduğum, haritada Güney Afrika Cumhuriyet’inin içinde hapis olmuş bir tırnak başı kadar görünen ülkenin başkenti Mbabane’a iniyoruz.
Swaziland’da kaldığım on beş günlük süre içinde bürokrasının acımasız çarklarında beni döndürecek olan o talihsiz olay, daha ülkeye ilk ayak basmamla birlikte geliyor başıma. Uzun süren bir kuyruğun ardından, derme çatma bir pasaport kulübesinde bulunan güvenlik görevlisi , sayfaya damga basmayı unutuyor. Her fırsatta pasaportları kontrol eden Swaziland’daki polisler, bu durumda ülkeden çıkmamın imkansız olacağını söylediklerinden, günlerim, sorunumu çözecek memurları bir takım devlet binalarında arayarak geçiyor. Beşinci günün sonunda doğru adamı buluyor ve çok şükür, sorunu çözüyorum.
BAKİRELER FESTİVALİ UMHLANGA:
Swaziland yemyeşil dağları, bozulmamış doğası ve temiz havasıyla adeta bir cennet. Şehir merkezine geldiğiniz andan itibaren karşınıza çıkan Swazilerin vücutlarına doladıkları geleneksel kumaşları, boncuk işi aksesuarları, başlarına taktıkları tüyler ve çıplak ayaklarıyla size bir zamanlar filmlerde anlatılan ya da tarih kitaplarında okutulan Afrika’da olduğunuzu hatırlatıyor. Her ne kadar kabile geleneklerini devam ettiren bir ülke olsa da, şehrin bir bölümünde gelişmiş gökdelenleri andıran binalara, beş yıldızlı konforlu otellere ve gece klüplerine rastlamak mümkün ancak genellikle boş sayılabilecek bu oteller Eylül ayında bir anda dolu veriyor çünkü Swaziland’da her yıl geleneksel olarak düzenlenen ‘Umhlanga’ festivali boyunca yabancı ziyaretçilerin sayısı bir anda artıyor.

Evlenme çağına gelmiş bakire genç kızlar ,festival başlamadan önce dev sazlıklar toplayıp bunların bir kısmını Kral’ın eşinin oturduğu evin inşaasında kullanıyorlar. Kullanmadıkları diğer sazlıklar arasından en uzun ve gösterişli olanı ise festival boyunca yanlarından ayırmıyorlar çünkü Swaziler insanların sazlıklardan türediğine inanıyorlar. Kimbilir belki de Umhlanga’nın diğer adının ‘Sazlık Festivali’ olmasının nedeni budur.
Festival boyunca ,ülkenin tüm bekar genç kızları büyük bir alanda toplanıyor ve Kral’ın oturduğu tribün’ün önünden geçiyorlar.Genelde ‘topless’ olarak yapılan yürüyüş, her ne kadar bu nedenle yabancı ziyaretçileri şaşırtsa da , Swaziler için ‘ayıp’ değil çünkü onlar için kadınlığın sembolü göğüs değil kalça bölgesi. Bir yandan ayaklarını yere vurarak yaptıkları Sibhaca ismi verilen dansı icra ederken, diğer yandan da hep beraber aynı şarkıyı tekrar edip duruyorlar. (Bu durum bir süre kafanıza ağrılar saplanmasına neden olabiliyor tabii) Kral her yıl içlerinden bir ya da iki genç kızı eşi olarak seçiyor. Ama bu durum diğer kızlar için hazin bir son ve hayal kırıklığı anlamına gelmiyor. Bu festival sırasında ülkenin bekar erkekleri de kendilerine eş beğeniyor ve onlarla evleniyorlar. Dünyanın en büyük ‘çöpçatanlık operasyonu’ böylece başlamış oluyor.
Giydikleri boncuk işi etekler, takılar, ve ayaklarına bağladıkları kalın hal halları andıran çıngıraklar kişiden kişiye değişiyor ve her kostüm, genç kızın ülkenin hangi bölgesinden geldiğini ve hangi aileye mensup olduğunu ifade ediyor. Bazı kızların elindeki palaların kabzasındaki ince işlemeler de yine onların kimliğini anlatan bir özgeçmiş niteliği taşıyor. Ucuna batırılan portakalların ise özel bir anlamı yok; sadece kazara birini yaralamamak için oradalar.
Kızların çok azı İngilizce biliyor. Onlara burada oldukları için memnun olup olmadıklarını sorduğumda , pek neşeli olduklarını fark ediyorum.
“Çok eğlenceli. Ailelerimizi köylerimizde bırakıp, buraya geliyoruz. O yüzden daha özgürüz. Aynen kamp gibi.Yani birkaç günlüğüne de olsa Umhlanga sayesinde tatil yapmış gibi oluyor, nefes alıyoruz. Ayrıca bir sürü yeni arkadaş da ediniyoruz” diyor biri.
Kralın kendilerini seçmelerini isteyip istemediklerini sorduğumda ise “Ben istemiyorum çünkü o zaman ailemi bırakıp, Kral’la birlikte yaşamak zorundayım” diyor bir diğeri.
Ancak Swaziland’da halkın üçte ikisi günde bir doların altında kazanırken, bazı genç kızlar için Kral’ın kendilerini seçmesi demek, trilyonluk piyangonun çıkması gibi bir şey.
Swaziland’da yüzyıllardır sürdürülen bu festival, yüzyılımızın kadın ve erkeklerin yaşayabileceği bir takım sorunları da çözmüş durumda. Evlenmek için; görücü usulu tanışma, bara gidip kesişme, çoğunlukla hayal kırıklığı ile sona eren ‘blind date’, ya da ‘yanına gider tanışmaya kalkışacak olursam, ya beni redederse ve arkadaşlarıma rezil olursam?’ tarzı yıllardır şehirli bekarlara dadanan, ve çözüm üretmekte yetersiz kalan çarelere de alternatif oluşturmuş durumda.

KRAL 3. MSWATİ
Bu geleneksel festivaldeki ‘Kral’ konumu, her ne kadar bu yazıyı okuyan erkeklerin çoğunluğunu cezp ediyorsa da, şu anda on iki karısı olan Kral 3. Mswati’nin bu geleneği defalarca sona erdirmek istediği başkentte hep konuşulan bir konu. Ancak 1982 de vefat ettiğinde yetmiş eşi olan babası 2. Sobhuza dahil, tüm Swaziland’ın ileri gelenleri bugüne kadar bu geleneğin sürdürülmesi gerektiğini, bunun ülke geleneğinin bir parçası olduğunu söylemişler.

Kral’a sormak istediğim o kadar çok soru varki…O yüzden röportaj talebimin kabul edilmesi beni inanılmaz mutlu ediyor. Başında tüyler bulunan ve Swazilere özgü etnik bir kumaş örtünmüş olan bu sempatik görünüşlü çıplak ayaklı, pek yakışıklı Kral geldiğinde elimizi sıkıyor. Kendisine Türkiye’den getirdiğim lokumları ikram ederken “Me, Mel-tem, TV Tur-key, This lo-kum-Ben Meltem. Türkiye TV’si. Bu lokum.” diye tek tek heceliyorum ama Kral, Oxford aksanlı muhteşem İngilizcesiyle bana cevap veriyor. “I trağd thöüs when I wağs in İngılağnd.My töğkiş freğnds ofeeğd thım. Theğr delişıığs- Ben lokum denemiştim. İngiltere’de Üniversite’de okuduğum yıllarda, aynı okulda okuyan Türk arkadaşlarım ikram etmişti, Çok lezizdir”
İnsanın önyargılarına yenik düşmesi ne kadar kolay. Kral genellikle eş seçimi ile ilgili sorularıma cevap vermedi o yüzden Kral’ın bu geleneğe neden son vermek istediğine dair aradığım cevapları saray çevresine yakın televole kaynaklarından öğrenmeye çalışıyorum. Ne kadar doğru ne kadar değil bilmiyorum ama aşağıda yer alan hikayenin tüm kadınları derinden etkileyeceğinden eminim:
Saray dedikodularına göre Kral 3. Mswati İngiltere’de okuduğu yıllarda İngiliz bir kadına aşık oluyor. Onu ülkesine davet ediyor ve onun için bir saray yavrusu inşa ettiriyor. Büyük aşkı hiç tereddüt etmeden Kralın ülkesine taşınıyor. Kralın gözü ondan başkasını görmediği için Umhlanga Festivaline son vermek istiyor ama bu kararın halkını incitebileceğini düşündüğü için böyle bir adımı bir türlü atamıyor.
Masallara konu olabilecek hakkındaki aşk dedikoduları bir yana Kral 3. Mswati’nin AİDS’in yayılmasını önlemek için bulduğu yöntem de en az eşlerinin sayısı ve hakkındaki aşk hikayesi kadar şaşırtıcı; AİDS oranı %40 lara varan ülkesindeki genç kızların beş sene süreyle seks yapmasını yasaklıyor. Ancak bu yasağı 17 yaşındaki genç nişanlısıyla kendisi delince, ülkenin genç kızları Kral’ı protesto ediyor ve bu nedenle yasak, bitmesi gereken süreden bir yıl erken bitiyor.
SWAZİLAND’DA KRAL BİR TÜRK:
Swaziland’da tek bir Kral yaşıyor zannediyordum ama meğer öyle değilmiş. Asası olmasa da Swaziland’da ailesiyle birlikte ülkenin yaşayan tek Türk’ü Mehmet Ali Ölmez’in yaşam öyküsünü dinledikten sonra, onun bir Kral yüreğine sahip olduğunu fark etmemek elde değil.
“30 yıl önce Mecidiyeköy’deki tüm binaların taşlarını ben sırtımda taşıdım.”
Bu sözlerin sahibi Mehmet bey, Swaziland Kralının en yakın arkadaşlarından biri. Bugün ülkenin en büyük Sanayi Şirketlerinden birine sahip. Evine konuk olacağımız zaman telefonda bize verdiği adres hayli ilginçti. “Beverly Hills Mahallesi”. Gerçekten de üstü çalılarla kaplı, silindir şeklindeki klasik kabile tipi yapılardan sonra tepeye vardığımızda, bizi üç katlı modern yapıdaki Villalar karşılıyor. Mehmet Ali Ölmez eşi benzeri olmayan hikayesini anlatmaya başlıyor.
“Okyanusta küçük bir balık olacağıma, küçük bir akvaryumda büyük bir balık olmayı seçtim” diyen Ölmez, kafasında kesin bir hedef olmadan bir sabah Doğu’ya gitmeye karar veriyor. Kuveyt başta olmak üzere, Arap Yarımadasında geçirdiği yıllardan sonra kader onun maceralı yolculuğuna Swaziland’da nokta koyuyor. Artık karısı ve çocuklarıyla bu şirin ülkede yaşıyor ama geleneklerine sıkı sıkıya bağlı bir şekilde. Onun sayesinde, Türk kahvesi ikramı ile buluşan Türk Misafirperverliğini ne kadar özlemiş olduğumu fark ediyorum.
İNYANGA: GELECEKTEN HABERLER:
Mehmet Ali Ölmez’in evinde maalesef kahve falı bakabilen kimse yoktu ama gelecekte beni nelerin beklediğini çok merak ettiğimden, kısa bir araştırma yapıyorum. Çok geçmeden bana tercümede yardım edebilecek, civarı iyi bilen bir rehber tutuyor, ve kendimi başkent Mbabane’dan yarım saat uzaklıkta, bir köyün büyücüsünün ya da Siswati dilinde “İnyanga”’sının kapısını çalarken buluyorum..
Kapının açılması ile birlikte içeriden dışarıya bir duman bulutu her yeri kaplıyor. ‘Yangın çıkmış olmalı’ diye düşünüyorum. “Adamı dışarı çıkaralım, uzansın şuraya, ayaklarını daha yüksek bir yere dayayalım, en yakın hastane nerede? Adam zehirlenmiş olabilir!” Kolundan çekiştirerek yere yatırmaya çalıştığım büyücü ve rehber donuk bakışlarla bana bakıyorlar.
“İnyanga’lar evlerinden ve hastalarından kötü ruhları uzak tutmak için her zaman evde ateş yakar, sonra söndürüp dumanından faydalanırlar çünkü inancımıza göre duman, kötü ruhları uzak tutar.”
Anladığım kadarıyla, ‘Güneş giren eve doktor girmez,’, deyimi Swaziland’da ‘Duman giren eve, kötü ruh girmez’ olarak değişmiş. Ancak rehberimin yaptığı açıklama içime o kadar da sinmiyor. Büyücümüzün gözleri kanlanmış, hareketleri ağır ve yavaş, gitti gidecek gibi görünüyor ama yapılacak bir şey yok. O “ben iyiyim” diye ısrar ediyor, bunun üzerine biz de içeri adım atıyoruz. İçerisi küçük, dar ve karanlık. Ortada ateşi sönmüş birkaç çalı çırpı ve üzerinde yanmış kuru otlar bulunan bir tava var. İnyanga beni ateşin hemen yanı başına oturtuveriyor ve bir köşede duran kırmızı battaniyeyi, yüzümü de kapatacak şekilde etrafıma sardıktan sonra, dumanı tütmeye devam eden tavayı vücudumun çevresinde döndürmeye başlıyor. Kötü ruhları bedenimden kovduktan sonra, karşıma oturup, yine karanlık bir köşede tuttuğu kumaşa sardığı kemik parçalarını gelişi güzel yere saçıyor ve kemik falı böylece başlıyor:
Swaziland halkı, zenginliği inekler ve kilo ile ifade ediyor. Aileler kızlarını evlendirecekleri zaman, karşı taraftan belli sayıda ineği, başlık parası olarak istiyorlar. Şişman insanlardan daha fazla inek istiyorlar, çünkü bu onların zengin olduğu anlamına geliyor.
Bu nedenle İnyanga bana önümüzdeki yılki kazancımı farklı bir şekilde iade ediyor: “Beş ineğin olacak”. Bir ineğin kaç dolara satıldığını hesap edip, beş ile çarpınca ortaya çıkan sonuç , uçak biletimin yarısı etmiyor. Ama hiç olmamasından da iyidir.
Gelecek yılki kazancımda beş ineği garanti ettiğime göre, artık rahatça alışverişe çıkabilirim. Swaziland’da, bu ülkeye özgü hatıra olarak satın alınacak tek bir şey var: ağaçtan yapılan oyma heykeller. Kimi görmeye alışkın olduğumuz uzun ince Afrika’lılar şeklinde, kimi bürst, kimisi ise Swaziland’ın doğasındaki hayvanların şeklini almış. Ancak en hoşuma giden, bana Umhlanga festivalini hatırlatan dans eden bir Swazi kızının heykeli.
Yüzyıllardır, devam eden bir gelenek, bir Kral, 30,000 genç kız ve hayallerimdeki Afrika resminin canlandıran büyüleyici, ilginç ve çarpıcı, eşsiz bir ülke.
Eğer ‘Ölmeden Önce Yapılması gereken 10 şey’ diye bir liste yapılması gerekseydi ‘Umhlanga Festivali’ne katılmak’ bu listenin en üst sıralarında yer alırdı…